Kayıt Ol Yardım Üye Albümleri Sosyal Gruplar Etiketler Arama Bugünkü Mesajlar Forumu Okunmuş Say Arama

Geri   Modifiyem© > Diğer > Serbest Bölge > Atatürk Köşesi

       

Cevap
 
Konu Seçenekleri
Eski 07-11-2007, 23:05   #1
Kime Emanet?
 
arif - İsimli Kullanıcıya Ait Avatar
 
Kayıt Tarihi: 22-05-2004
Şehir: Istanbul
Yaş: 27
Otomobil: Audi A4 1.8Tq
Mesaj: 5,558
Blog Kayıtları: 23
Sabiha Gökçen anlatıyor ve digerleri

E-mail ile gelmis, sonuna kadar okuyun derim kisa hikayeler var cok guzel.

> Sabiha Gökçen anlatıyor:
>
> 1937.. Gündemde Hatay konusu var.. Bir akşam üstü Çankaya Köşkü'nde
> Atatürk beni aşağıya çağırttı. Fransa, Hatay'ı mandası olan Suriye'nin
> sınırlarına dahil ederek gelecekteki çıkarlarını sağlama almak
> istiyor. Atatürk dedi ki: "Ben Hataylılara söz verdim. Onların hakkı
olan sözü verdim. Bu topraklar bizimdir. Orada bizim bayrağımız
> MUTLAKA dalgalanacaktır. Çatışma kaçınılmaz hale gelirse, bunu bizden
> önce Fransızlar düşünsünler derim. Nezaket hudutlarını aşan bu
> davranışlarını kendilerine pahallıya ödetiriz."
>
> "Yemekten sonra askeri üniformanı giy. Tabancanı beline tak ve buraya
> gel. Bu akşam çok önemli bir görev daha vereceğim sana. Fransız
> dostlarımız kimin ne dereceye kadar neyi göze alabileceklerini
> öğrenmelidirler.."
>
> Sabiha gökçen Atatürk'ün isteğini sorgusuz sualsiz kabul eder.
> Atatürk'ün Hatay konusunda ne düşündüğünü sorması üzerine, "Hatay
> bizim canımız feda olsun kanımız" der. Sabiha Gökçen'den aktarmaya
> devam edelim:
>
> Yemekten sora Atatürk'ün emrettiği gibi askeri üniformamı giyerek
> silahımı alıp yanına gittim. O da giyinmişti.. Önünde bir kağıt ve bu
> kağıdın üstünde bir takım isimler vardı. Bu isimlerin arasında kendi
> adımı, hemşireleri Makbule Atadan hanımefendinin adını ve Semiha İnanç
> hanımın adını okuyabildim. Sonra bunları karalayarak bana döndü:
> "Şimdi seninle birlikte Karpiç'e gideceğiz" dedi. "Orada sana
> söylediklerimi harfiyen yerine getireceksin.." ve planını uzun uzun
> anlatıp tekrar ettirdi. Kalkıp Karpiç'e gittik. Büyük salon bir hayli
> kalabalıktı. Yüksek rütbeli subaylar, bakanlar, milletvekilleri göze
> çarpıyordu. Bizim masamızda benden başka Şükrü Kaya, Kılıç Ali, Recep
> Zühtü beyler; Kazım İnanç Paşa ve eşi Semiha hanım ile Atatürk'ün kız
> kardeşi Makbule Atadan hanımefendi vardı. Girişin hemen önündeki
> büyücek masayı ise zamanın Fransız Büyükelçisi M. Ponceau ile elçilik
> erkanı işgal ediyordu.
>
> Bir ara hemen yanımızdaki masada arkadaşlarıyla oturan emekli general
> ve Diyarbakır milletvekili olan Kazım Sevüktekin ayağa kalkarak orada
> bulunanlara hitaben, gayet diplomatik bir üslupla Fransızlarla
> aramızda oluşmuş olan gerilimi yumuşatmaya yönelik bir konuşma yaptı.
> Bu konuşmayı özellikle Fransız büyükelçisi ve yanındakiler ayakta
> alkışladılar. Ben derhal yerimden fırlayarak salonun tam orta yerine
> geldim ve Atatürk'ün bana ezberlettiği şu konuşmayı sert bir edayla
> yaptım:
>
> "... Fransız dostlarımızın bu çok nazik konuşmanızı
> değerlendirebileceklerini sanmıyorum. Biz Türkler tarih boyunca
> insanlığın gereğini yerine getirmeye çalıştığımız halde, daima dost
> görünen düşmanlarımız tarafından aldatılmış, ihanete uğramış, bu
> yönden bahtsız ama çok şerefli bir ulusuz... Hayır Generalim, biz
> gençler sizin kadar sabırlı olamayız ve olmayı da istemiyoruz. ...
> Fransa bir oyun içine girmiştir. Bu oyunun sonuda da bizim olan
> toprakları Suriye'ye vermeyi planlamıştır. İş işten geçtikten sonra
> sizin arzu ettiğiniz sabrın değeri kalmayacaktır. DEMİR TAVINDA
> DÖVÜLÜR. Sayın Generalim, şayet sizler işi daha fazla uzatmak
> niyetinde iseniz, ben bütün TÜRK GENÇLİĞİ ADINA DİYORUM Kİ: HAYIR!
> BEKLEMEYECEĞİZ. İŞİ UZATMAYACAĞIZ... Hatay bizim canımız, feda olsun
> kanımız."
>
> Ve sözlerimi tamamlar tamamlamaz hemen silahımı çekerek havaya üç el
> ateş ettim. Ortalık bir anda karıştı. Herkes neye uğradığını
> şaşırmıştı. Saniye sektirmeden içeriye resmi ve sivil polisler
> doluvermişti. Ben elimde silah olduğu halde, kıpırdamadan pistin
> ortasında duruyordum. Çevremi alan polisler, "Gökçen Hanım.." diye
> mırıldandılar ve öylece Atatürk'ün yüzüne bakakaldılar. Şimdi koskoca
> salonda çıt bile çıkmıyordu. Polislerin bu kararsız durumlarını,
> hareketsiz kalmalarını gören Ata sert bir sesle:
>
> "Ne bekliyorsunuz orada öyle?" dedi. "Görüyorsunuz ki Gökçen silahını
> çekerek kapalı yerde herkesin huzurunu kaçıracak ve ortalığı heyecana
> sevk edecek bir şekilde havaya ateş etti.. Göreviniz neyi
> gerektiriyorsa derhal onu yerine getirin!"
>
> Bu sözlerden sonra etrafı bir uğultu kapladı. Her kafadan bir ses
> çıkıyordu. "Gökçen niçin bunu yaptı, buraya neden üniformalı ve
> silahlı geldi, sayın General ortalığı yatıştırıcı bir konuşma yaparken
> onun böyle davranması doğru mu, şimdi Fransızlar bu konuyu ele alarak
> işlerine geldiği gibi kullanacaklar, belki de Fransız büyükelçisine
> suikast girişimi bile diyecekler, Atatürk'ün bulunduğu bir mecliste
> buna düpedüz skandal derler,......."
>
> Beni soruşturma için adliyeye götürdüler. Buraya getirildiğim sırada
> aklıma hep Atatürk'ün bana söyledikleri geliyordu: "Konuşmanı
> yaptıktan sonra havaya ateş ettiğin için polisler gelip seni
> alacaklardır. Bunun sonucunda doğal olarak, yasalarımız gereği hapis
> cezasına çarptırılacaksın. Bütün bunları göze alıyor musun Gökçen?"
> Yanıtım tabii: "Evet Paşam" olmuştu.. Nitekim işte Yargıcın
> huzurundaydım: "Niçin silah çektiğinizi bana söyler misiniz?" "Ulusal
> hislerim galeyana geldiği için efendim. Hatay meselesinin ASKIDA
> KALMASI beni galeyana getirdi. Fransızlar bizim nezaketimizden
> anlamıyorlardı. Onların istedikleri herhalde bir silah görmektir diye
> düşündüm." "Kapalı yerde silah çekilmeyeceğini, havaya ateş
> edilmeyeceğini bilmiyor muydunuz?" "Elbette biliyorum." "Üstelik
> bulunduğunuz yerde Atatürk'de vardı. Buna rağmen ateş etmekte tereddüt
> göstermediniz.." "Sizi böyle davranmaya sevkeden başka nedenler var
> mı?" "Hayır." "Bunu yapmanız için herhangi bir kimseden emir aldınız
> mı?" "Asla"....
>
> Sorgu böyle sürüp giderken bir de ne göreyim? Bulunduğumuz salona
> Atatürk'ün hemşireleri Makbule Atadan hanımefendi ile Semiha İnanç
> hanım da polis nezaretinde getirilmesinler mi? Meğer benden sonra
> Atatürk, kendilerine dönerek şu soruyu sormuş: "Siz gençler de aynı
> fikirde misiniz? Siz de Sabiha gibi silahlarınızı ateşler miydiniz?"
> Onlar da, "Evet paşam, bizler de O'nun gibi düşünüyoruz ve
> gerektiğinde işte böyle silahlarımızı çekerek ateşleriz!" diyerek
> silahlarını havaya boşaltmışlar. Boşaltır boşaltmaz da soluğu adliyede
> almışlar. Sorgumuz sabaha kadar sürdü. Yargıç bana bu işi daha başka
> nedenlerle yaptığımı söyletmeye çalışır gibiydi. Onu en çok şaşırtan
> husus, silahlarımızı üçümüzün de Ata'nın huzurunda çekip ateşlememiz
> olmuştu. Ancak bizlerden aldığı yanıt hep aynıydı: "Ulusal hislerimiz
> galeyana geldiği için." Sorgum sırasında bunları söylememi Atatürk
> tembih etmişti bana. Böyle söylediğim taktirde cezamın daha hafif
> olacağını da hatırlatmıştı. Suç ortaklarım da tıpkı benim gibi ifade
> veriyorlardı..
>
> Yargıç üçümüzün de yüzüne bakıyor, kafasını sallıyor, dudaklarını
> kemiriyor, ama bu garip işin içinden haklı oarak bir türlü
> çıkamıyordu. Nihayet karar verildi. Ve yasanın ilgili maddesi gereği
> 24 saat hapis cezasına çarptırıldık.
>
> Sabiha Gökçen, Atatürk'ün izinde bir ömür böyle geçti, kaleme alan:
> Oktay Verel, s.375-379
>
> Şimdi soralım: Atatürk neden bir kibar meclisinde kadınlara
> kabadayılık yaptırmıştır? Muhataplarıyla anladıkları dilden konuşmak
> için. "Söz konusu Vatansa gerisi teferruattır" demek için. Vatan için
> her şeyi yapacağımızı bir kere daha öğrenmeleri için.. Haysiyetsiz bir
> kibarlığa onurlu bir kabalığı tercih edebileceğimizi göstermek için...
>
> Atatürk bu DİPLOMASİ ÖTESİ OPERASYONDA neden kendisine en yakın
> kadınları şeçmiştir? Cevap basit. Kurtuluş savaşının kahraman
> kadınlarını 15 sene içinde unutan düşmana tekrar hatırlatmak için.
> Derin geçmişimizdeki savaşçı kadınlarımızı anmak için. Ve size bizim
> kadınlarımız bile yeter demek için. Böylece Atatürk, aslında,
> Üniformayı bana tekrar giydirtmeyin, silahı benim elime aldırtmayın
> dedi. BİZİ DİPLOMASİ ÖTESİ OPERASYONARDAN DAHA BAŞKA OPERASYONLARI
> YAPMAYA ZORLAMAYIN...
>

__________________

arif Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-11-2007, 23:06   #2
Kime Emanet?
 
arif - İsimli Kullanıcıya Ait Avatar
 
Kayıt Tarihi: 22-05-2004
Şehir: Istanbul
Yaş: 27
Otomobil: Audi A4 1.8Tq
Mesaj: 5,558
Blog Kayıtları: 23
> Ve Fransızlar anladı.. Hatay o gün bugün bizimdir.. Atatürk'ün

> yokluğunda, kaçak haritalarda Suriye'nin olarak gösterilse de.. Darısı

> tüm anlayışı kıtlara.. Darısı tüm kaçak harita çizdiricilerine.. Zira

> Atatürk yok ama Türk gençliği daima her şeye hazırdır.. Çünkü Türk

> gençliği, bu dünyaya "Yalan dünya" diyen, "Dünyada ölümden başkası

> yalan" diyen bir kültürün, felsefenin ve inancın evladıdır. Gerekirse

> yalanı terk etmeyi de bilir. Yalanı yaşar ama kölesi olmaz. Onursuz,

> sahte bir hayatın rüyasıyla oyalanmaktansa, silkinip onurlu bir ölümle

> uyanmayı her zaman tercih eder.. Tıpkı ataları gibi.. Tıpkı ölmekten,

> hele vatan için ölmekten hayatının hiçbir anında korkmayan ATA-TÜRK

> gibi...

>

> İşte ilk pilotlarımızdan olan Göksel Burhan'dan aldığımız bir örneği,

> sadece Japon kamikazelerini duymuş olanlara duyurulur diyerek sunalım:

>

> Antalya bölgesine göz diken İtalyan Diktatörü, hazırladığı büyük

> donanmasını ve hava kuvvetlerini bölgeye göndermiş, gövde gösterisi

> içindedir. İşte bu sırada her Türk pilotunun şahsına "Kişiye Özel" bir

> zarf gelir. İçerisinde en üst Komuta makamının, Atatürk'ün, "Gerekirse

> İtalyan savaş gemilerine ve uçaklarına kendi uçaklarınızla çarpar

> mısınız?" sorusu vardır. Cevaplar hemen alınır ve tasnif edilir.

> Hepsinde bir tek kelime yazılıdır: "Evet."

>

> Daha sonraları olayın esasını, pilotaj eğitiminde sınıf arkadaşımız

> olan Sabiha Gökçen'den dinledim: Mussolinin'nin bülöfünü görmüş ve

> karadan Antalya bölgesine yapılan yığınakla beraber, hava

> kuvvetlerimizi o bölgeye kaydırmış ve Türk donanması'nı da Antalya

> civarına intikal ettirmiştir. Dahası var, kendisi de "Gülcemal Vapuru"

> ile hemen Antalya'ya gitmiştir. Orada da durmaz, bir muhribimize geçer

> ve denize açılırlar. Seyir esnasında Kaptan köprüsüne çıkar ve

> kendisinin de içinde bulunduğu geminin komutanına sorar: "İtalyan

> donanması ile karşılaşırsak ne yapmayı düşünüyorsunuz?" Cevap: "Rota

> değiştiririz" şeklinde verilince kızar ve kumandana şu emri verir:

> "Hayır efendim. En büyük harp gemisine tam yolla çarpacaksınız."

>

> O akşam, Gülcemal'deki sofrada bu konuyu açar, çevresindekilerle

> konuyu derinlemesine değerlendirir ve tartışır. Hepsi "Canlı çarpma"

> konusunda birleşirler. Tasarlanan hareket tarzı daha sonra denizden

> havaya geçer ve şöyle bağlanır: "Mussolinin'nin çok güçlü ve üstün

> donanmasına ve hava kuvvetlerine canlı canlı çarpmaya azmetmiş bir

> Türk bahriyesinin ve havacılığının mevcudiyetini Mussolini'ye ve

> dünyaya hissettirmeliyiz."

>

> Göksel Burhan, Atatürk Haftası Armağanı, s.64-65

>

> Bu ölümden hiçbir an korkmayan gözü pek adamı, an oldu bir Osmanlı

> Paşası, ilk uçuşunda yere çakılan ilk uçağımızın, çok istemesine

> rağmen, içinde olmasını engelleyerek (Sunay Akın'dan okuyun); an oldu

> göğüs cebindeki bir bir cep saati, kurşuna siper olarak; an oldu

> bilemediğimiz ama o büyük kahramanın hep koruyuculuğunu hissettiği ve

> güvendiği bir şeyler, erlerin önünde kurşun yağmurlarının altında

> savaşırken hiçbir kurşunun vücuduna isabet etmesine izin vermeyerek,

> bu milletin bir kurtarıcısı ve ölümsüz ruhunun sembolü olarak bize

> bağışladı. Ve o her zaman şu sözlerinde söylediği gibi, bu ruhun

> taşıyıcısı oldu:

>

> "Türk Milleti şuurla ve bunca bin senelerin açtığı devasız yaraları

> acele tedavi etmek acısıyla, HAKİKAT denen cevheri bulmuş olduğuna

> inanarak, uzun adımlarla kurtuluş aramaya karar vermiştir. Bunun önüne

> set çekmek isteyeceklerin akıbeti Türk'ün kuvvetli ayaklarının altında

> ezilmektir. Eğer bu millet bu hususta herhangi bir güçlüğe rastlarsa

> ben ve arkadaşlarım tereddütsüz bu kuvvetli ayakların ve pençelerin

> önünde naçiz bir MİLLET FEDAİSİ oluruz."

>

> Mustafa Baydar, Atatürk diyor ki, s. 61-62

>

> İşte 1920 yılı: İngiliz askeri istihbaratı tarafından İngiltere

> dışişleri bakanlığına hazırlanan Türkiye raporu:

>

> "MUSTAFA KEMAL PAŞA, SAVAŞ İÇİNDE ÖLÇÜSÜZ CESARETİ İLE TANINDI. Enver

> Paşa ve Almanlar ile ilişkileri gergindi. 1919 yılı başlarında

> milliyetçi hareketin başına geçti ve bu hareketin tartışmasız lideri

> oldu."

>

> Bilal N. Şimşir, İngiliz belgelerinde Atatürk, Cilt: III, No: 110

>

> Ve işte Atatürk'ü sadece salon adamı olarak bilenlerin dikkatle

> okuması gereken satırlar:

>

> Mustafa Kemal'in Manastır İdadisinde okuduğu sıralarda memleket ahvali

> pek karışıktı. .... İdadide bile talebeler memleket memleket gruplara

> ayrılmıştı. En kuvvetli grup, Selanikli gençlerinki idi. Mektepte

> kanlı dövüşmeler oluyodu. Mustafa Kemal, bu en kuvvetli grubun

> kabadayıları arasındaydı. Mustafa Kemal, bu cesur, milletini seven,

> OSMANLI RUHUNDAN UZAK, yalnız Türk ruhunu taşıyan kabadayı arkadaşları

> arasında tahsiline devam ediyordu. Bir gün Yunan çetelerinin Türklere

> zulüm ettiklerine dair gelen taze haberler üzerine çok müteessir olmuş

> ve arkadaşı Ömer Naci'ye: "Girit'te Yunanlıların Türklere yaptıkları

> zulümlere karşı derin bir kin duyuyorum. Acaba bunlardan intikam

> alabilir miyiz?" demişti. Ve intikamını da aldı.

>

> Ahmet Niyazi Banoğlu, Nükte çizgi ve fıkralarla Atatürk, s. 20

>

> Bu satırlar ise onu düpedüz bir savaşçı olarak hayal edenler içindir:

>

> Mustafa Kemal, Balkan savaşı bittiği sırada Trablus'taki görevinden

> dönüp İstanbul'a gelince, hemşehrisi sayılan Trakyalı ya da

> Makedonyalı subay arkadaşlarının üzerine yürümüş: "Selanik'i nasıl

> düşmana bırakırsınız? Niçin ölünceye kadar orada kalıp vuruşmadınız?"

> diye bağırmıştı.

>

> Ama şimdi, 1922 Eylülünde zafer sarhoşluğu ile, yurdunu yeniden

> tehlikeye atmaya hakkı yoktu. Askerlikte duygusallığın, kinin,

> maceranın, aşırı hırsın yeri olmadığını biliyordu. Lozan barışı

> konuşulurken yakın arkadaşları O'na hep sormuşlardı: "Selanik'i de mi,

> sahillerimizden dürbünle seyredilecek kadar yakınımızda olan On İki

> Ada'yı da mı Yunan'a bırakacağız?" Onlara cevabı şu olmuştur: "Biz

> Misakı Milli ile sınırlarımızı önceden, işe başlarken çizdik. Sabırlı

> olun. Bir gün belki onlara da sıra gelecektir."

>

> Muvaffak İhsan Garan, Milletlerin sevgilisi Atatürk, s. 29

>

> 1933 yılı, Mustafa Kemal Atatürk:

>

> "Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse, MUSUL, KERKÜK ve Adalar'ı geri

> alacağım. Selanik de dahil, Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine

> katacağım."

>

> Türk Silahlı Kuvvetleri Dergisi, Temmuz 1992, Sayı: 333, s. 26

>

> Sabırlı olun.

> Bir gün..

> Belki...

__________________

arif Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-11-2007, 23:10   #3
Senior Member
 
Kayıt Tarihi: 21-06-2004
Şehir: şehir
Otomobil: var
Mesaj: 10,530
Sağol Arif...

__________________
Darı unundan baklava,incir ağacından oklava olmaz.
hkn61k Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-11-2007, 23:17   #4
membran member
 
CrKN - İsimli Kullanıcıya Ait Avatar
 
Kayıt Tarihi: 24-06-2006
Şehir: darfur
Yaş: 23
Otomobil: 4 tekerli kara taşıtı
Mesaj: 19,896
Çok teşekkürler..

__________________
Close your eyes.. Let me kiss you..
CrKN Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-11-2007, 23:35   #5
AOVGFG
 
Ucin - İsimli Kullanıcıya Ait Avatar
 
Kayıt Tarihi: 26-04-2004
Yaş: 29
Otomobil: uçar gider
Mesaj: 7,332
sağol Arif, ellerine sağlık.
Yazanların da eline kalemine yüreğine sağlık.

__________________
Ucin Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-11-2007, 01:50   #6
Uur
 
max-ime - İsimli Kullanıcıya Ait Avatar
 
Kayıt Tarihi: 30-12-2004
Yaş: 22
Mesaj: 12,223
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Teşekkürler Arif abi.


Yanlız şugünkü durumda toprak kaybetmeyelimde varsın almayalımda.

__________________
Cumhuriyet orduları, vatanın emin ve metin hâmisi olarak hürmet ve kuvvet mevkiinde kalmışlardır.
max-ime Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-11-2007, 06:56   #7
Senior Member
 
WaLKee - İsimli Kullanıcıya Ait Avatar
 
Kayıt Tarihi: 10-05-2004
Mesaj: 567
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
çok güzel bir yazı teşekkürler

WaLKee Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-11-2007, 00:57   #8
Public Relations..
 
Clioo - İsimli Kullanıcıya Ait Avatar
 
Kayıt Tarihi: 01-05-2006
Yaş: 23
Otomobil: Clio & Saxo
Mesaj: 1,085
eline sağlık,çok güzel bi yazı..

__________________
Hedefi olmayan fark yaratamaz..
Clioo Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-11-2007, 14:43   #9
Senior Member
 
pessimist - İsimli Kullanıcıya Ait Avatar
 
Kayıt Tarihi: 29-03-2007
Mesaj: 210
gercekten cok guzel bır yazı tesekkurler

__________________
http://img142.imageshack.us/img142/29/2067gm1.jpg
pessimist Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-07-2008, 12:40   #10
Gerçekçi OL imkansızıİSTE
 
atomkarınca - İsimli Kullanıcıya Ait Avatar
 
Kayıt Tarihi: 08-07-2005
Şehir: Ankara
Yaş: 37
Otomobil: yok
Mesaj: 24,497
Blog Kayıtları: 2
Arif çok teşekkürler paylaşım için.

okumayanlar da okusun günceli..

__________________
atomkarınca Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevap

Bookmarks

Konu Seçenekleri

Mesaj Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is On
[IMG] Kodu On
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are On
Pingbacks are On
Refbacks are Kapalı
Diğer Bölümler


Tüm Zamanlar GMT +3.5. Şu anda saat 22:39.

Sayfa 2.20679402 saniyede (100.00% PHP - 0% MySQL) 7 query kullanılarak yaratıldı.

Powered by: vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Modifiyem İnternet Bilişim ve Reklamcılık Hizmetleri © 2000 - 2007