
Sultan Fatih Edirne'ye giderken Molla Kırımi'ye sordu:
"Molla, Kırım mamur bir yermiş, altıyüz âlimi varmış ki kitap telifi ile meşgul olurlarmış, doğru mu?"
Molla da:
"Evet Padişahım öyle," demiş. "Lâkin ben sonlarına yetiştim. Bir hain vezir çıkıp ulemaya zulmettiğinden, şimdi ne onlardan, ne mamuriyetten eser kalmamış. Malumunuzdur ki, ilim ve sanat bir memleketi ihyaya sebeptir."
Sultan, Sadrazam Mahmud Paşa'yı çağırtmış ve Molla'nın sözlerini naklettikten sonra şöyle demiş:
"Görüyor musun, bir vezir koca memleketi ne hâle sokmuş."
Sadrazam buna cevaben demiş ki:
"Efendimiz, suç vezirin değil, Kırım Hanı'nındır ki, öyle bir adamı vezir yapıp idareyi eline vermiştir."
Bayraklar SolmuŞ, Hep Al Kan İstİyor...
24-10-2007 Saat: 20:56 Gönderen: arif
Alıntı:
İstanbul'da Rumca yayınlanan gazetelerin dağıtıcıları, Beyoğlu caddelerinde avaz avaz bağırıyorlardı:
"Mustafa Kemal tutsak alındı!"
"İkinci baskı.Mustafa Kemal'in sonu geldi!"
"Yazıyor..Mustafa Kemal'in tutsak edildiğini yazıyor!"
"Yunan Ordusu Ankara'ya giriyor!"
"Son baskı, savaş bitti! Son baskı savaş bitti!"
Gazeteler kapışılıyordu.İğne atılsa yere düşmezdi.Beyoğlu caddelerinde Rumca naralar, sarhoş haykırışları, sevinç çığlıkları birbirine karışıyordu...Caddelere Yunan bayrakları asılmıştı.İstanbul daha doğrusu Constantinepolis Bizans'ın yeniden doğuşunu kutluyordu....Yüzyılların düşü gerçekleşmişti.
Gazeteler elden ele dolaşıyordu.... ..temelde bütün gazeteler birleşiyordu...Sakarya ötesinde Polatlı yakınlarında Mustafa Kemal ve Kurmay Kurulu tutsak edilmişti....Gazetelerin önü yeni müjdeli haberler için kalabalıklarla doluydu.
Türkler ise suskundu.Türk Ordusunun Sakarya'da 3 hafta dayandıktan sonra birden çözülüşüne inanmak istemiyorlardı.Eğer haberler doğruysa kara günler iyice yaklaştı demekti.Dükkanını kapayan, kepenklerini indiren evinin yolunu tutuyordu.Ezan okumak için minarelere çıkan müezzinler bile ürkektiler.....İstanbul'un Türk mahallelerine kara bulutlar çökmüştü.Türk İstanbul'un sonu gelmişti artık...
İstanbul'dan Anadolu'ya silah kaçırma ve haberalma hizmetlerini yürüten gizli M.M. Grubu Başkanı Topkapılı Mehmet Bey, Ankara'da neler olup bittiğini bilmek istiyordu.Bir anda herşey yok olamazdı.Üç yıllık didinmelerin, dökülen terlerin, akıtılan kanların, verilen canların bir anda boşa gidebileceğine inanmak istemiyordu.Ankara'dan haber alabilmek için koşar adım Sirkeci'ye doğru yürümeye başladı.
Bütün telgraflar İngilizler'in kontrolü altında olduğundan, Ankara'yla doğrudan haberleşme olanağı yoktu.İstanbul merkez Telgrafhanesi Başmemuru İhsan(Pere) Bey, öteki yurtsever telgrafçılarla birlikte Sirkeci'de ki Büyük Postahane'nin bodrumundaki bir odaya telgraf merkezinden gizli bir hat çekmişti.Ankara'yla gece görüşme yapılıyordu.
M.M. Grubu Başkanı Topkapılı Mehmet Bey, .....Başmemur İhsan Bey'in odasına girdi.
......"...getirdiğim bu şifreyi hemen Ankara'ya yazdırıverin...
İhsan Bey şaşırdı:
"Nasıl olur? Biz ancak gece yarısından sonra Ankara'yla bağlantı kurabiliriz.Güpe gündüz bu işe girişmek, ölümü göze almak demektir."
"...Bu şifre çok önemlidir."
"....Madem çok önemli diyorsun, ne pahasına olursa olsun şifreyi Ankara'ya telliyeceğim."
-------------------------- -------------------------- --------------------------------------
Eylül'ün ilk haftasının sonlarına doğru, Pozantı'da ki çinko damlı "Yeni Adana" gazetesine iç açıcı haberler gelmeye başlamıştı.Başyazar Ferit Celal Bey, çırak Abidin'i gizlice Fransız işgali altında ki Adana'ya göndermiş, kırmızı mürekkep aldırmıştı.Yirmiiki gün yirmiiki gece süren uykusuz, acı dolu saatler geride kalmıştı artık.Sakarya Zaferinin haberini almışlardı.Bu haberi Fransız bayrağı dalgalanan Adana'ya, günlerdir yüzleri gülmeyen Adana'lılara ulaştırmak gerekiyordu.
Bugünkü "Yeni Adana'da" kan rengi koskacaman harflerle şu başlık parıldıyordu;
"ORDUMUZ KESİN ZAFER KAZANDI.DÜŞMAN PANİK İÇİNDE"
Başlığın altında zafer ayrıntılarıyla yer alıyordu.Elle çalışan ilkel baskı makinesiyle bütün gece basmışlar, bitiverir korkusuyla kırmızı mürekkebe biraz su katmışlardı.Görünümüyle kan kokan gazeteler, ayrıca yedeksubay Yahya Nüzhet'in kana kan isteyen bir şiirini yayınlamışlardı.(*)
------ ------- ------
" Vatan için ölmeyen yaşayamaz bir an,
Bu yurttan dahamı değerlidir can?
Biz Türk değilmiyiz, bozuldumu kan?
Bu Vatan kurtulmaz, kurban istiyor.
Bayraklar solmuş, hep alkan istiyor."
------ ------ ----
Adana'da fransız parasıyla çıkan başta "Feda" olmak üzere besleme Türk gazeteleri suskundu.Efendileri hoşlanmazdı...... Yıllardır soydaşlarına yapılan zulümlere yardakçılık yapanlar, satılık vicdanlar, elbette yine susacaklardı.....
Bugünde, Türkiye Düşmanları, içteki aymazlar....suskunlar...seyirciler....vede balans tutmaz hainler,
GÖRÜNTÜYE ALDANMA, SAKARYA'YI UNUTMA...
.
(*) Yedeksubay Yahya Nüzhet, bir yıl sonra ordumuz İzmir'e yaklaşırken şehit düşmüştür.
"Mustafa Kemal tutsak alındı!"
"İkinci baskı.Mustafa Kemal'in sonu geldi!"
"Yazıyor..Mustafa Kemal'in tutsak edildiğini yazıyor!"
"Yunan Ordusu Ankara'ya giriyor!"
"Son baskı, savaş bitti! Son baskı savaş bitti!"
Gazeteler kapışılıyordu.İğne atılsa yere düşmezdi.Beyoğlu caddelerinde Rumca naralar, sarhoş haykırışları, sevinç çığlıkları birbirine karışıyordu...Caddelere Yunan bayrakları asılmıştı.İstanbul daha doğrusu Constantinepolis Bizans'ın yeniden doğuşunu kutluyordu....Yüzyılların düşü gerçekleşmişti.
Gazeteler elden ele dolaşıyordu.... ..temelde bütün gazeteler birleşiyordu...Sakarya ötesinde Polatlı yakınlarında Mustafa Kemal ve Kurmay Kurulu tutsak edilmişti....Gazetelerin önü yeni müjdeli haberler için kalabalıklarla doluydu.
Türkler ise suskundu.Türk Ordusunun Sakarya'da 3 hafta dayandıktan sonra birden çözülüşüne inanmak istemiyorlardı.Eğer haberler doğruysa kara günler iyice yaklaştı demekti.Dükkanını kapayan, kepenklerini indiren evinin yolunu tutuyordu.Ezan okumak için minarelere çıkan müezzinler bile ürkektiler.....İstanbul'un Türk mahallelerine kara bulutlar çökmüştü.Türk İstanbul'un sonu gelmişti artık...
İstanbul'dan Anadolu'ya silah kaçırma ve haberalma hizmetlerini yürüten gizli M.M. Grubu Başkanı Topkapılı Mehmet Bey, Ankara'da neler olup bittiğini bilmek istiyordu.Bir anda herşey yok olamazdı.Üç yıllık didinmelerin, dökülen terlerin, akıtılan kanların, verilen canların bir anda boşa gidebileceğine inanmak istemiyordu.Ankara'dan haber alabilmek için koşar adım Sirkeci'ye doğru yürümeye başladı.
Bütün telgraflar İngilizler'in kontrolü altında olduğundan, Ankara'yla doğrudan haberleşme olanağı yoktu.İstanbul merkez Telgrafhanesi Başmemuru İhsan(Pere) Bey, öteki yurtsever telgrafçılarla birlikte Sirkeci'de ki Büyük Postahane'nin bodrumundaki bir odaya telgraf merkezinden gizli bir hat çekmişti.Ankara'yla gece görüşme yapılıyordu.
M.M. Grubu Başkanı Topkapılı Mehmet Bey, .....Başmemur İhsan Bey'in odasına girdi.
......"...getirdiğim bu şifreyi hemen Ankara'ya yazdırıverin...
İhsan Bey şaşırdı:
"Nasıl olur? Biz ancak gece yarısından sonra Ankara'yla bağlantı kurabiliriz.Güpe gündüz bu işe girişmek, ölümü göze almak demektir."
"...Bu şifre çok önemlidir."
"....Madem çok önemli diyorsun, ne pahasına olursa olsun şifreyi Ankara'ya telliyeceğim."
-------------------------- -------------------------- --------------------------------------
Eylül'ün ilk haftasının sonlarına doğru, Pozantı'da ki çinko damlı "Yeni Adana" gazetesine iç açıcı haberler gelmeye başlamıştı.Başyazar Ferit Celal Bey, çırak Abidin'i gizlice Fransız işgali altında ki Adana'ya göndermiş, kırmızı mürekkep aldırmıştı.Yirmiiki gün yirmiiki gece süren uykusuz, acı dolu saatler geride kalmıştı artık.Sakarya Zaferinin haberini almışlardı.Bu haberi Fransız bayrağı dalgalanan Adana'ya, günlerdir yüzleri gülmeyen Adana'lılara ulaştırmak gerekiyordu.
Bugünkü "Yeni Adana'da" kan rengi koskacaman harflerle şu başlık parıldıyordu;
"ORDUMUZ KESİN ZAFER KAZANDI.DÜŞMAN PANİK İÇİNDE"
Başlığın altında zafer ayrıntılarıyla yer alıyordu.Elle çalışan ilkel baskı makinesiyle bütün gece basmışlar, bitiverir korkusuyla kırmızı mürekkebe biraz su katmışlardı.Görünümüyle kan kokan gazeteler, ayrıca yedeksubay Yahya Nüzhet'in kana kan isteyen bir şiirini yayınlamışlardı.(*)
------ ------- ------
" Vatan için ölmeyen yaşayamaz bir an,
Bu yurttan dahamı değerlidir can?
Biz Türk değilmiyiz, bozuldumu kan?
Bu Vatan kurtulmaz, kurban istiyor.
Bayraklar solmuş, hep alkan istiyor."
------ ------ ----
Adana'da fransız parasıyla çıkan başta "Feda" olmak üzere besleme Türk gazeteleri suskundu.Efendileri hoşlanmazdı...... Yıllardır soydaşlarına yapılan zulümlere yardakçılık yapanlar, satılık vicdanlar, elbette yine susacaklardı.....
Bugünde, Türkiye Düşmanları, içteki aymazlar....suskunlar...seyirciler....vede balans tutmaz hainler,
GÖRÜNTÜYE ALDANMA, SAKARYA'YI UNUTMA...
.
(*) Yedeksubay Yahya Nüzhet, bir yıl sonra ordumuz İzmir'e yaklaşırken şehit düşmüştür.
Yzn:Alptekin MÜDERRİSOĞLU(42.Gönüllü Alay Km.Binbaşı H.Avni ALPARSLAN'ın
Şehit oluşu sorası 42.Alay Tab.Kom. yapan Yed.Ast.Teğmen İhsan Müderrisoğlu'nun oğlu.)
Toplam Yorum 2
Yorumlar
| | Vatan için ölmeyen yaşayamaz bir an, Bu yurttan dahamı değerlidir can? Biz Türk değilmiyiz, bozuldumu kan? Bu Vatan kurtulmaz, kurban istiyor. Bayraklar solmuş, hep alkan istiyor." teşekkürler arif |
06-02-2008 Saat: 11:31 Gönderen: atomkarınca |
| | teşekkürler |
17-02-2008 Saat: 22:12 Gönderen: krizboyyy |
En Son Blog Kayıtları - arif
- T.C Ordusu nasıl kuruldu? (02-04-2008)
- Akp'lilerin Patron çocukları (24-03-2008)
- Kuzey Irak Dusunuldugu Kadar Masum Degil (08-11-2007)
- Bayraklar SolmuŞ, Hep Al Kan İstİyor... (24-10-2007)
- PKK böyle bir pusuyu atacak güçte midir? (18-10-2007)




